Temmuz 19 2026 02:52:59
menu_open.gif Ana Menü
menu_open.gif
Üye İstatistikleri
Serdar10205:54:36
Deniz S... 6 Hafta
Admin51 Hafta
cem zeren99 Hafta
Kababel...131 Hafta
Bay-Nos...131 Hafta
454545194 Hafta
mustafa...240 Hafta
Alican283 Hafta
haydar ...288 Hafta


Bugün: 0
Dün: 2
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yıl: 0
Son Üyemiz : Mustafa Basal

bullet.gif Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
bullet.gif Toplam Üye Sayısı: 664
menu_open.gif Galeriden Seçmeler
menu_open.gif Forum Başlıkları
En Yeni Forum Başlıkları
bullet.gif Bir Sen Misin Yalnız...
bullet.gif Serdar Yıldırım Hika...
bullet.gif Karagöz İle Hacivat:...
bullet.gif Karagöz İle Hacivat:...
bullet.gif Karagöz İle Hacivat:...
En Fazla İlgilenilen Başlıklar
bullet.gif Serdar Yıldırım H... [9]
bullet.gif Bir Sen Misin Yal... [0]
bullet.gif Karagöz İle Haciv... [0]
bullet.gif Karagöz İle Haciv... [0]
menu_open.gif En Son İncelemeler
İnceleme Bulunamadı
menu_open.gif
Köçek Kömü Köyü
menu_information.png Başlığı Görüntüle
Köçek Kömü Köyü Sitesi » Kültür ve Sanat » Öykü
Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Adı
Parola
Kayıt S.S.S. Üye Listesi Bugünkü Mesajlar Arama

Başlığı Yazdır

03-06-2026 10:32 ÖS Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0
RALLİ ARABASI
Caddenin kenarındaki boş arsanın birinde eski bir taksi duruyordu. Plakası sökülmüş, boyası dökülmüş, direksiyonu küflenmiş, koltukları deşilmiş. Caddeden gelip geçenlerden bazıları bu arabayı görüp dalgasını geçerdi.
“ Şu araba yepyeni alsana.”
“ Bedavaya verseler almam. “
Hey gidi günler hey! Yıllar önce acenteydi. Fabrikadan yeni çıkmıştı. Bir oto galerisine getirildi ama çok beklemedi. Hemen ertesi gün rallici bir genç tarafından satın alındı. Rallici gençti ama ustaydı. Bileği direksiyona, ayağı gaz pedalına tam uyum sağlamıştı. Arabanın bazı yerlerinde değişiklikler yaptı, bir de modifiye yaptırdı ki arabaya, görenlerin ağzı açık kaldı. Gökkuşağının yedi rengi hâkimdi arabanın dış görünümüne.

Rallici genç bir süre antrenman yaptı arabasıyla yolda, dağda, bayırda. Arkadaşlarına iyi bu araba, güzel iş yapacağım bu arabayla diyordu. O şehirdeki orta çapta bir yarışa girdi rallici genç ve sonuç zafer. Birinciliğin peşinden bir şirket sponsorluğu üstüne aldı, bütün masrafları karşılayacaktı. Şirket arabanın çeşitli yerlerine reklâm yazıları yazdırdı. Aksesuarlar yenilendi. Lastikler değişti. Motorun gücü büyük yarışlar için yeterli değildi. Motor da değişti ama araba yine bizim araba. Rallici genç bu arabayla o ülkede pek çok yarış kazandı. Uluslar arası yarışlara girmek için kolları sıvarken şirket ona dış ülkeden bir araba getirdi ve şart koştu: Artık yeni arabayla yarışacaktı. Rallici genç gözyaşları içinde bizim arabayı evin garajına çekti ve yeni arabasıyla yurtdışına gitti. Birliktelikleri sadece fotoğraflarda asılı kalacaktı.

Aylar sonra gencin ailesi bizim arabayı sattı. Araba garajda dura dura küflenecekti. Satın alan da ralliciydi ama zevk için yarışa giriyordu. Bizim araba zor durumdaydı. Aylardır garajda kapalı kalmıştı. Bırak yarışı bir kez olsun yollarda tur atmamıştı. İyi bir bakım devresi ve kısa bir antrenman sürecinden sonra girdiği ilk yarışını zor da olsa bitirdi. 25 arabadan yarışı tamamlayan 14 araba vardı ve bizim araba 12. oldu. Yarışı tamamlamayı başaran arabasını bol bol öptü sürücüsü. Daha sonra pek çok yarışa giren ve hiç yolda kalmayan bizim araba birkaç şehrin bir araya gelmesiyle oluşan bir bölge yarışını 3. olarak tamamlayınca her tarafı çiçeklerle süslendi. Aradan zaman geçiyor, modeller değişiyor, çekişi kuvvetli arabalar piyasaya çıkıyor ve yarışlara giriyordu. Bu etkilemedi bizim arabayı da, sürücüsü mimardı ve bir baraj yapımı için görevlendirilince ibre tersine dönmeye başladı. Yaşam kalitesi hızla düştü. Önce bir seyyar gömlekçiye satıldı. Birkaç yıl sonra da bu caddenin kenarındaki arsaya atıldı.

SON
 
03-06-2026 10:35 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

AVCI MEHMET ‘İN KURŞUNU
Avcı Mehmet gökyüzünde uçmakta olan bir şahin görünce tüfeğini doğrulttu, nişan aldı ve tetiğe bastı. Namludan fırlayan kurşun şahine yöneldi. Aradaki yüz metrelik uzaklığı bir çırpıda aşıp onun gövdesine saplanırdı, çünkü Avcı Mehmet hiç kaçırmazdı. Kurşun gözlerini açtı, şahini gördü, ona acıdı. Öyle ya neden durup dururken bir can alsındı. Neden durup dururken öldürmek ihtiyacı hissetsindi. Şahinin kendisine bir zararı dokunmamıştı.

Çok hızlı uçuyordu canım bu şahin. Sanki birisi tarafından kovalanıyormuş gibi. Kurşun gözlerini şahinin gerisine kaydırdı. İşte o zaman bir kırlangıçla bir kartalın şahinin peşi sıra uçmakta olduklarını gördü. Kartal kırlangıcı kovalıyor olsa şahin kırlangıçtan niye kaçsındı? Kartal hem kırlangıcı hem de şahini kovalıyor olsa niye kırlangıçla şahin aynı hat üzerinde uçuyordu, biri bir yana diğeri öbür yana kaçar, böylelikle kartal sadece birini kovalamak zorunda kalırdı.

Kurşun onların yarıştıklarını düşündü. Doğruydu bu. Aylarca süren seçmelerden sonra üç yüz civarındaki uçan yaratıktan en iyi dereceleri yapan on tanesi finale kalmıştı. Bugün yapılan final yarışmasıyla şampiyon belirlenecekti. Yüz kilometrelik yarışın yarıya yakın kısmını kırlangıç önde götürmesine karşın, şahine geçilmiş, yine de şahini geçmek için yoğun çaba sarf ediyordu. Yarış beş kilometre ilerdeki dağlarda son bulacaktı. Dağlarda binlerce uçan yaratık yarışın sonucunu merakla bekliyordu.

Bırak şahin şampiyon olsun. O, ne zamandır bu yarışa hazırlanmıştı. Az sıkıntı çekmemişti bugün için, az ter dökmemişti bugün için, bu yarış için, birincilik için. Onu da sevenler var, onu da bekleyenler var. Ümitleri kırma. Şahine yol ver geçsin gitsin, şampiyon olsun. Kurşunun şahini gördükten sonra saniyenin onda biri kadar süren bocalaması aniden kesin kararlılığa dönüştü ve hedefine bir metre kala geniş bir kavis çizerek ilerdeki ağaçların arasına düştü. Yarışın sonunda, şahin birinci oldu. Kırlangıç ikinci, kartal üçüncü sırada yer aldı. Onlar birbirlerini tebrik etmeyi unutmadılar. Aylar sonra oralardan geçmekte olan izci gurubundaki bir çocuk izci kurşunu yerde görüp cebine attı. Evine döndüğünde kurşunu temizledi ve odasındaki komodinin içine koydu. Odaya her girişinde kurşunun sevgiyle gülümsediğini görüyordu. Kurşun iyilik yapmış, iyilik bulmuştu. Mutluydu.

SON

 
03-06-2026 10:36 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0
PALYAÇO NİHAT
Bir palyaço varmış. Adı Nihat’mış. Sirkte sahneye çıkarmış. Kendine özgü konuşması ve hareketleriyle seyircilere neşeli dakikalar yaşatırmış. Palyaço Nihat sahne dışı yaşamında konuşkan biri değilmiş. İçine kapanıkmış, kendi halinde bir yaşam sürermiş. Mutsuzmuş palyaço, kederliymiş. İstermiş evi olsun, karısı, çocukları olsun, ama olmamış işte. Gençken tanıştığı kızlara bir türlü ısınamamış, çok istemesine karşın, evlenememiş.

Palyaço sahneye çıkarken maske taktığı için arkadaşlarından bile onun palyaço olduğunu bilmeyenler varmış. Palyaço bazı arkadaşlarını seyirciler arasında görüyor ve onların kendisini alkışlamalarından mutluluk duyuyormuş. Ama o sahne dışı yaşam var ya yani normalde yaşanan hayat, halkın yüzde doksan sekizinin yaşadığı hayat, palyaçonun ilgisini çekiyormuş.

“ Keşke bu işin içine girmeseydim, diye düşünüyormuş. Keşke palyaço olmasaydım. Neyine gerek senin palyaçoluk, neyine gerek senin sanatçılık. Herkes gibi yaşa, bırak palyaçoluğu. Sanki palyaçoluktan para kazanıyorsun, boş ver kazanmayı, bazen giydiğin elbiseler ve sahne dekoru için cebinden para ödüyorsun. Hani gündüz dükkâncılık yapmasan gece sirkte zaten sahneye çıkamazsın. Oradan kazandığın buraya aktarılıyor ki, palyaço başarılı oluyor. Yoksa her gece aynı elbiseyi giy, hep aynı dekor önünde oyun oyna, bırak alkışı seni seyretmeye gelecek seyirci bulamazsın. “

Palyaço bir gün yakın arkadaşlarından birine bu düşüncesini açıklamış. Bunun üzerine Çetin şunları söylemiş: “ Sen sahne masrafının çoğunu kendi cebinden karşılamasan patron seni kovar. Dünya çapında palyaçosun, büyük sanatçısın ama nedeni bilinmez, patron seni mutlaka kıskanıyordur. İnan bana sahnede aldığın alkış azalınca en büyük darbeyi patron vuracaktır. Beline ilk tekmeyi patron indirecektir. Bak biz arkadaşız ama ben bile seni bazen kıskanıyorum. “
“ Patronun bana ilk tekmeyi vurduğunu varsayalım. İkinci tekme senden mi gelecek? “
“ Yok, be Nihat, benim sana tekme falan vuracağım yok. Patron da vuramaz, çünkü tekme vurmaya hazırlanırken kendini yerde bulur. Sen akıl almaz bir zekâya sahipsin, Nihat. Ondan bir saniye önce davranırsın. Palyaçoluğu bırakıp da zekânı köreltme. “
Çetin’in sözleri palyaçoyu sevindirmişti. Maskesiz yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı. Yeni sahne dekoru yaptırmıştı. Borcu vardı. Para lazımdı. Acaba istese Çetin verir miydi?
“ Çetin, paraya ihtiyacım var. Bana borç verir misin? “ diye sordu.

Çetin cebinden bir tomar para çıkarıp palyaçoya verdi. Palyaço Nihat, Çetin’in verdiği parayı aldı. Sanata ve sanatçıya maddi ve manevi yönden destek olan iyi insanlar olmasa sanat da olmazdı, sanatçı da olmazdı. Palyaço Nihat, o gece sirkte sahneye çıkınca ön sırada oturanlardan birinin Çetin olduğunu gördü. Palyaço Nihat, sahnede takla atarken, komik şeyler anlatıp seyircileri güldürürken, Çetin’in oyunun sonlarına doğru ağladığını fark edemedi.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Pusula Gazetesi - Zonguldak - Yayın Tarihi: 12-1-2015
 
03-06-2026 10:37 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

AYLA İLE CADI MEMORY
Ülkenin birinde Ayla adında güzel bir genç kız yaşıyordu. Ayla okul sıralarında fizik dersine büyük ilgi duyuyor ve bilim adamlarının teorilerini dikkatle okuyordu. Acaba bilim adamlarının aklına bu teoriler nasıl geliyordu? Hiçbir somut kanıta, elle tutulur, gözle görülür hiçbir dayanağa bağlı kalınmadan üretilen teoriler, bazen aynı bilim adamı tarafından, bazen başka bir bilim adamı tarafından fikir ve düşünce sistemleri en üst düzeylere çıkarılarak somutlaştırılıp insanlığa yararlı hale getiriliyordu. Örneğin, Jules Verne “ Aya Yolculuk “ adında bir roman yazacak ve insanlar bu romandaki teorilerin izinden giderek, Ay’a ilk yolculuğu gerçekleştirecekti.

Ayla’nın kafasına Albert Einstein’ın “ İzafiyet Teorisi “ takılıyordu. Bir cisim Dünya’nın dönüş istikametinin ters yönünde Dünya’nın dönüş hızından daha hızlı giderse geçmişe dönmek mümkün olur. Aynı cisim aynı yönde daha hızlı giderse geleceğe gidilir. Ayla geçmişe dönmek ve bir prenses olmak istiyordu. Bunun için bir zaman makinesi yapması lazımdı. Çeşitli kitaplar okudu, türlü aletler, araçlar aldı. Planlar yaptı, şekiller çizdi. Aylarca uğraştı ve pek çok denemeden sonra zaman makinesini çalışır hale getirdi. Ayla daha sonra zaman makinesinin bilgisayarını 400 yıl öncesinin Avrupa’sına programladı. Bilgisayara tarihle ilgili bilgilerin girişi yapıldığı için, amaca uygun bir ülkeye ışınlandı.

Ayla bilgisayarın seçtiği ülkede ilgiyle karşılandı. Kısa sürede adı herkes tarafından duyuldu. Gelecekten geldiğini söylemiş, başından geçenleri anlatmıştı. Olamaz gibiydi ama olmuş olmuştu. Hem genç kız arabalardan, uçaklardan, gemilerden bahsediyordu. Medeniyetin hayali bile güzeldi. Güzel olan bir şeye güzel değil diyemezdin. Güzellikle çirkinlik on kere yarışsalar dokuzunu güzellik kazanırdı. Kalan bir yarış berabere biterdi. Ayla penslerle arkadaş olmuştu. Genç adamlar onun etrafında birer pervaneydi. Prenslerin ilerici fikirleri destek görüyordu. Ayla 1997 yılından gelmiş, yaşadığı zamanı anlatıyordu ama prensler sonraki yıllara da fikir çubuklarını uzatıyorlar ve 2000’li, 3000’li yılları tahmin etmeye çalışıyorlardı.

Prensleri sihirli aynasında devamlı olarak takip eden ve beş prense de aşık Cadı Memory, Ayla’dan hiç hoşlanmamıştı. Prensler, Cadı Memory’nin kendilerine aşık olduğunu biliyorlardı. O zaman, bu nasıl küstahlıktı. Cadı Memory, prensleri birer alabalık haline getirip, Ayla ile birlikte, geldiği zamana gönderdi. Ayla evine geri döndü. Beş alabalık ise, bahçeli bir çayhanenin kapalı kısmındaki havuzda yüzüp duruyordu.

SON
 
04-06-2026 07:36 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

SERDAR, AYSBERG'İN YEDİDE BİRİ
Serdar, Kuzey Buz Denizi'nde yüzen buz dağı Aysberg'e sormuş:
" Ey buz dağı, neden senin yedide birin su üstünde görünüyor ama çok daha büyük kısmın suyun altında görünmüyor? "

Aysberg: " Şey, yani o kadarı yeterli bence. Ortam uygun olursa yedide ikiyi, yedide üçü lanse etmekten çekinmem. "

Serdar: " Ya yedide yedi? Tümden deniz üstünde yüzseniz. Her şeyinizle ortaya çıksanız. Ben buyum deseniz. "

Aysberg: " Zamanlama hatası olur. İnsanlar hazır olmadan yüzeye çıkmam onları şaşırtır. Kimseye faydası olmayacak bu davranışı benden bekleme. "

Serdar: " Demek insanlar hazır değil, bunu kabul edelim. Peki, siz hazır mısınız? Böylesine ağır bir yükü taşıyabilecek misiniz? "

Aysberg: " Bundan hiç şüphen olmasın. Uzun yıllar boyunca ara sıra yaptığım çıkmalarla bunu kanıtladım. Benim kadar büyük ve görkemli bir buz dağı olmadı ve olamaz. "

Serdar: " Keşke senin şu son söylediklerin benim beyin gücüm için de geçerli olsa. Sence bunu başarabilir miyim? Hayal kurarak şarj ettiğim beynim fikir üreterek sonsuz güce kavuşabilir mi? "

Aysberg: " Hayal aleminde çok kalırsan gerçekler sana yavan gelir. Şimdiye kadar olduğu gibi gerçekleri yani normal günlük yaşantını ön planda tutup , ara sıra hayal kurarak ve kurduğun hayalleri yazarak devam et. "

Serdar: " Söylediklerin kaldığım yerden aynen devam etmem gerektiğini bana gösterdi. Teşekkürler buz dağı. "

Aysberg: " Ben de sana teşekkür ederim. Yolun açık olsun, hayallerin gerçek olsun. "

SON
 
04-06-2026 07:37 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

GELİNCİK İLE DÖRT KARGA
Bir gelincik varmış. Kavga etmez, kötü söz söylemez, herkesle iyi geçinirmiş. Günlerden bir gün bir tarlada giderken karşısına karga çıkmış.
Karga: “ Benim tarlamda ne işin var? “ diye sormuş.
Gelincik: “ Tarlanın çiftçinin olduğunu sanıyorum. İnsanlar bu tarlayı ekip-biçiyor. “
Karga: “ Onun orası öyle de, tarla benim bölgemde, yani tarla benim sayılır. Bu tarlanın tohumlarını yalnızca ben yerim. “
Gelincik: “ Çalışmadan hazıra konuyorsun. Bak ben buna karışmam ama tarladan geçip gitmeme neden engel oluyorsun, onu anlayamadım. “
Karga: “ Çünkü ayakların toprağı kirletiyor. Bu suretle de tohumlar kirleniyor. Geçiş için bana para ödemen gerek. “
Gelincik: “ Para mı? Ne parası bu? “
Karga: “ Ayak kirası. “
Gelincik: “ Ayak kirası mı? Güldürme beni. “
Karga: “ Para ver dedim sana. “
Gelincik: “ Ya param yoksa? “
Karga: “ O zaman canını alırım.”
Karga üstüne atılınca gelincik koşmaya başlamış. Bağırmış: “ Hadi gel yakala beni. “ Karga hem gelinciğin peşinden uçuyormuş, hem de avazı çıktığı kadar “ gak…gak…” diye bağırıyormuş. Biraz sonra kargaya üç karga daha katılmış. Gelincik kaçmış, kargalar kovalamış. Bir saatten fazla sürmüş kovalamaca ama kargalar gelinciği yakalayamamışlar.

Aradan aylar geçmiş. Gelincik yine aynı tarladan geçmek zorunda kalmış. Yanında parası varmış. Tam tarlanın ortalarına gelmiş ki, karga karşısında belirivermiş. Karga tohum yiyormuş, gelinciği görmemiş: “ Oh yarasın, karga kardeş! Dalmışsın tohumlara beni görmedin. “
“ Öhö..Kim o? Vay gelincik, sen ha? “
“ Evet benim. Ne olmuş yani, tarladan geçiyorum. Parası ne tutar? Öncekini de hesap et. “
“ Defolsana sen. Gelme buralara. Başımın belası. “
“ Ya kötü mü ettim. Para vereceğim, ayak kirası vereceğim. Öyle diyordun ya.”
Karga gelinciğin üstüne atılmış. Gelincik kaçmış. Karga gelinciğin arkasından “ gak…gak…” diye bağırmış. Diğer üç karga da gelinciğin peşine takılmış. Kargalar, gelinciği yakalayamamışlar ama gelincik sonraki günlerde düşünmüş. Olanlarda kendinde hiç suç bulamamış.

SON

 
04-06-2026 07:38 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

ERDEMLİ OLMAK
Sevgi insanın kalbinde doğuştan yer etmiştir. Anne sevgisi bunun gelişmesine neden olur. Babamızı severiz, kardeşimizi severiz, arkadaşımızı severiz, okula gider öğretmenimizi severiz, düşüncelerimiz büyüdükçe vatanımızı severiz. Düşüncelerimiz daha da büyüdükçe üstünde yaşadığımız dünyayı severiz ve o dünyada yaşayan insanları severiz. İnsan sevgisi çok önemli bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, bırakalım kalbimiz sevgiyle dolsun.

Dünyadaki canlıların en değerlisi insansa, insanların en değerlisi erdemli olandır. Erdemli olmanın ilk koşulu sevgiyse, ikincisi saygıdır. İnsan önce kendine saygı duymalıdır. Fikirleriyle barışık olmalıdır. Doğruluktan şaşmamalıdır. Durup dururken fikir değiştiren, bugün beyaz dediğine yarın siyah diyeni kimse alkışlamaz. Böyleleri aynaya yüzü kızarmadan bakamaz. İnsan kendine olan saygısını başkalarına saygı duyarak pekiştirir. Başkasının arkasından konuşmamalı, kimsenin kalbini kırmamalı, kötü söz söylememelidir.

Spor yapmak günlük hayatın sıkıntısını en aza indirgemek için biçilmiş kaftandır. Hareketli olmak, yürümek, jimnastik yapmak, koşmak…vücudumuzun hücrelerine birikmiş olan kiri temizler. Kirden arınan insan daha canlı ve atak olur. Bu da insanın genç ve dinç kalmasını sağlar. Her gün jimnastik yaparsak ve bunu alışkanlık haline getirirsek geçen zamanın bizi yaşlandırmak için zorlanacağını fark ederiz.

İnsan beyni çok önemli bir rol üstlenir. Hayat sahnesinde başrolde mi oynayacağın yoksa figüran mı kalacağın orada şekillenir. Beyin bazı şeyleri fark etmeye başladığında kendiliğinden harekete geçer. Örneğin, kafatası içinde durduğu insanın başrolde oynamasını istemektedir. Bunun için gerekli olan şey bilgidir. En iyi ve en doğru bilgi kitaptadır. Bu, insanda okuma isteği yaratır. İnsanın okuması beynin gerekli bilgilerle dolmasını sağlayacaktır. Dolum seviyesi yeterli düzeye ulaştığında, barajın elektrik üretmesi gibi, insan beyni fikir üretmeye başlayacaktır.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Tüm Dersler Soru Bankası - Adım Adım Işıklı Yayıncılık 3. Sınıf Yayın Yılı: 2018 Sayfa: 45

 
04-06-2026 07:42 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

BABAYİĞİT İLE AY PARÇASI
Bir babayiğit ki, ama ne babayiğit: Bir sekseni geçen boyu, oldukça kaslı vücudu, güçlü kolları, anadan sürmeli gözleri. Tam bir Anadolu delikanlısı.
Köylü çocuğuydu ama kendi köyünde pek eğlenmez, gezerdi. Bazen yürüyerek giderdi, bazen atla giderdi. Başka köylere giderdi, kasabalara giderdi, şehirlere giderdi. Gittiği yerlerde, yolun orta yerinden, sol eli cebinde, biçimlice yürürdü: Başı dik, alnı açık, göğüs ileride.
Okuma-yazma bilirdi. Köyünde okul yoktu ama gittiği kasaba ve şehirlerde orada bir harf, burada iki harf derken, epey bir ilerleme sağlamış, önce yazmayı, sonra okumayı öğrenmişti. Yazma öğrenmeden okuma öğrenilemezdi. Yazısı pek güzeldi. Harfleri birbiri peşi sıra inci gibi dizer, sanki sanırsın yürüyüşe çıkmış asker bunlar.
Savaşı sevmezdi. Tam bir barış taraftarıydı. Ne zaman elinde davul bir tellal görse ( Padişahın fermanıdır. Urumeliye sefere çıkılacak, asker toplansın. ) dendiğini duysa, ortadan kaybolurdu. Dağ-taş gezerdi. Her ne için olursa olsun, insanların birbirine düşman edilip, savaştırılmalarına karşıydı. Dili, milliyeti ayrı diye neden insanlar birbirini öldürürdü, aklı almazdı.
İnsanlara yardım ederdi. Bilmem ne köyünün, bilmem ne adındaki ağası, köylüyü mü eziyordu, haksızlık mı yapıyordu. O köylü güvercinin kanadıyla bir haber uçursa, ertesi gün, ağanın konağındaydı. Tatlı diliyle, güler yüzüyle ağayı ikna eder, söz alırdı. Artık o ağa, Babayiğit'in, dünya-ahiret kardeşiydi. Onuruna konakta eğlenceler tertiplenir, ziyafetler verilirdi. Sonraki zamanlarda da Babayiğit arada bir ağanın konağına uğrar, sohbet ederdi.

Ay Parçası. Ayın ondördü gibi güzel. O kız ki, güzel doğmuş, büyüdükçe daha da güzelleşmiş. Kendinden emin konuşması, kaçamak bakışlarıyla dünya güzeli.
Babayiğit'in yolu Ay Parçası'nın köyüne düşmüştü. İkisi, köy meydanında karşılaşınca olan oldu: Babayiğit'in göğsünün sol tarafında bir volkan patlamıştı. Alevli lavlar damarlarından vücuduna yayıldıkça, Babayiğit'e ani bir titreme gelmişti. Ay Parçası da Babayiğit'ten farklı bir durumda değildi. İlk görüşte aşk buydu işte. Birbirlerine sevdalanmışlardı.

Günler günleri kovaladı. Babayiğit ile Ay Parçası, dağda, bayırda sık sık buluşuyor, konuşup, koklaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmayacaklarını söyleyip, evlenmek istiyorlardı. Ailelerine durumu açtıklarında, Ay Parçası'nın babası, zengindi ama iyi niyetliydi. Olur, demişti. Babayiğit'in babası ise, fakirdi ama kötü niyetliydi. Olmaz, demişti. Ben zengin kızını gelin istemem. Biz fakiriz, fakir oğlana, fakir kız yakışır. Davul dengi dengine, oğlumu vermem zengine. Zenginin parası çoktur, sevdası yoktur.
Babayiğit yalvardı, ağladı ama babasını sözünden döndürmesi ne mümkün. Bu duruma sinirlenen zalim baba, evin samanlığına oğlunu zincirle bağladı. Oracıkta oğlunun göğsünü kızgın demirle dağladı. Babayiğit'in feryatlarına yer-gök ağladı.

Duyanlar, duymayanlara söyledi.
Ay Parçası o anda köydeydi.
Gece yarısı atına atladı.
Gidip Babayiğit'i kurtardı.
Köyüne geri dönmedi.
Atını dağlara vurdu.

Zalim baba tek başına.
Takmış dört serseri peşine.
Gidip Ay Parçası'nın köyüne.
Kurşun sıkmış onun soyuna.

Ay Parçası öksüz kaldı.
Babayiğit'le uzaklara kaçtı.
Evlendi başına taç taktı.
Dört çocukla neşe saçtı.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
Bugün 08:52 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

GİTARCI ASLAN
Ormanlar Kralı aslan bir varisi olmadığından yakınıyordu. Nedeni bilinmezdi fakat hiç yavrusu olmamıştı. Bir erkek yavrusu olsa bir iki yıla kalmaz kocaman olurdu. Şöyle yelesini savurarak boy boy dolaşırdı ortalıkta. Ormana asayişi kontrol için çıktığında bir kükredi miydi, suçlular ve suç hazırlığı içinde bulunanlar saklanacak delik aramalıydı. Neden sanki tacını, tahtını bırakacağı bir varisi yoktu? Yakın akrabaları falan da yoktu ki, onlardan birini yanına alsın, yetiştirsin, kendinden sonrası için kral olmaya hazırlasın. Kral dediğin soylu olurdu, asil olurdu, öyle her önüne gelen krallık yapamazdı. Tutsa bir aslanı kendinden sonrası için vasiyet etse, yeni kral beceriksiz çıkacak ve yönetim etkisiz kalınca da orman karışıklığa, kargaşalığa, kaosa sürüklenecekti.
“ Hayır, gözüm arkada kalmamalı “ diye düşündü Ormanlar Kralı aslan. “ Soy kütüğümü tekrar kontrol etmeliyim. Bu defa öncekiler gibi olmamalı, çok daha dikkatli davranmalıyım. Babamı, dedemi ve tüm soyumu, sopumu en ince ayrıntılarına kadar incelemeliyim. Mutlaka bulmalıyım, damarlarında asalet kanı taşıyan bir aslan mutlaka bulmalıyım. ”

Ormanlar Kralı aslanın günlerce süren araştırması sonunda meyvesini verdi. Dört nesil öncesinde krallık yapan aslan yerine büyük oğlunu vasiyet edince küçük oğlu bu duruma üzülmüş ve çekip gitmişti. Onun çok uzaklardaki Grandr Ormanı’na gittiği ve orada sakin bir yaşam sürmeye başladığı belirtilmişti. Konu hakkında daha sonra ne olduğu gibi bir bilgiye rastlanmıyordu. Ormanlar Kralı aslan tilkiyi huzuruna çağırdı ve ona durumu anlatıp, Grandr Ormanı’nda araştırma yapmasını, eğer varsa, akrabalarından genç ve yetenekli bir erkek aslanı alıp saraya getirmesini emretti. Tilki sessiz iş görecek ve dışarıya bilgi sızdırmayacaktı.

Tilki, Grandr Ormanı’na vardığında küçük bir kalabalık gördü.Bu kalabalığın ortasında genç bir erkek aslan gitar çalıyordu. Tilki daha önce gitar çalan bir aslan görmediği için çok şaşırdı. Pek de güzel çalıyordu canım bu aslan gitarı. Gitar sesini yakından dinlemek için ön sıraya geçmek lazımdı. Haydi, ne duruyordu geçseydi ya ön sıraya. Tilki kalabalığın arasından sıyrılarak ön sıraya geçti. İşte şimdi gitar sesi kulağına daha bir hoş geliyordu. Bir süre bu gitarcı aslanın konserini dinledikten sonra onun oldukça yetenekli olduğunda karar kıldı. Gitarcı aslan hava karardıktan sonra konserini bitirip dinleyenlere teşekkür edip kalkıp gitmese sabaha kadar onun çaldıklarını dinlemeye razıydı. Bu kadar olurdu canım, bu kadar olurdu.

Tilki ertesi gün yoğun bir çaba içine girdi. Sağa gitti, sola gitti, gezdi, dolaştı. Pek çok orman hayvanıyla konuşma yaptı. Ne yaptı etti, sözü döndürdü, dolaştırdı, dört nesil öncesinde kral olan aslanın küçük oğlunun ne olduğu, nasıl yaşadığı ve soyunun devam edip etmediği sorularını onlara sordu. Konuya doğru dürüst bir açıklama getiren yoktu. Hep ben ne bileyim, ben ne bileyim. Fakat iş dedikodu anlatmaya geldi miydi fındık kırdırıyorlardı. Birbirlerinin arkasından demediklerini bırakmıyorlardı. Dedikodu kötü bir alışkanlıktı, bunu bari bilselerdi ya..

Tilkinin Grandr Ormanı’ndaki araştırması on gün devam etti. Sonunda bir yaşlı aslan konuyu aydınlığa kavuşturdu. Kraliyet ailesinden şu anda hayatta olan bir aslan kalmıştı. O da gitarcı aslandı. Tilki için gitarcı aslanı bulmak zor olmadı. Yine aynı yerde konser veriyordu. Tilki konser sona erdikten sonra gitarcı aslanın yanına giderek, Ormanlar Kralı aslan tarafından buraya gönderildiğini, kralın kendisini konser vermek için saraya davet ettiğini söyledi. Bu teklifi kabul eden gitarcı aslan, ertesi gün tilki ile birlikte yola çıktı.

Saraya varınca tilki gitarcı aslana kalacağı odayı gösterdikten sonra kralın huzuruna çıktı ve en başından başlayarak olanları anlattı. Damarlarında asalet kanı taşıyan genç ve yetenekli bir erkek aslan nihayet bulunmuştu. Fakat şu gitar çalma işi kralı hem şaşırtmış, hem de düşündürmüştü. Nereden aklına gelmişti bilmem ki bu aslanın gitar çalmak? Akşam yemeği sarayın yemek salonunda yendikten sonra gitarcı aslan konserine başladı. Sanki sihirli bir el gitarın telleri üzerinde dolaşıyordu ve dinleyenler bu tellerden çıkan nağmelerle büyüleniyorlardı. Bazı bazı gitarcı aslan sesiyle iştirak ediyordu bu nağmelere ve gerçekten büyüleyici bir tablo ortaya çıkıyordu.

Günler günleri kovaladı. Geçen günlerle birlikte kral gitarcı aslanı tanıdıkça daha bir sevdi. Asildi, soyluydu, bilgiliydi, kültürlüydü, saygılıydı. Daha ne olsundu canım aynı zamanda kuzeniydi ya bu gitarcı aslan. Yerine vasiyet ederdi olur biterdi. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti. İşin en zor tarafına sıra gelmişti. Günler geçip gidiyor fakat kral bir türlü ona söyleyemiyordu. Sonunda kral bir gün cesaret bulup her şeyi olduğu gibi anlattı: “ İşte soy kütüğü burada. İşte şunlar dört nesil öncesinde dedelerimizin adları. Benim dedem kral tarafından vasiyet edilince, senin deden Grandr Ormanı’na gitmiş. Onun soyundan sadece sen yaşıyorsun. Sen benim kuzenim oluyorsun. Benim tahtımın, tacımın tek varisi sensin. “

Kralın anlattıkları gitarcı aslanı şaşırtmadı. Zaten o bütün bunları babasından defalarca dinlemişti. Her şeyi bildiğini krala söyledi. Kral, gitarcı aslanı açık sözlülüğünden dolayı kutladı, çünkü gitarcı aslan her şeyi bildiği halde bildiğini söylemeyiverse hem kendini aldatmış sayılırdı, hem de kralı. Kral bunun farkındaydı ve böylesine mert bir aslanın varisliği kabul etmesinden kıvanç duydu.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Bu Hikayenin Bulunduğu Kitaplar:

Masal Diyarı - Yakamoz Çocuk - 2. Baskı - Yayın Yılı: Haziran 2008
Hayvan Masalları - Yediveren Çocuk Yayınları - Kitabın Yayın Yılı 2018 - Sayfa: 252-258
Masal Kuşağı - Masalcı Yayınları - ( Sayfa: 130-138 ) Yayın Yılı - 2012
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 11-2-2016
Düzce Son Haber Gazetesi - Yayın Tarihi: 21-6-2023

Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.


 
Bugün 08:54 ÖS RE: Serdar Yıldırım Hikayeleri
Kullanıcı Avatarı

Serdar102
GENEL ÜYE
Acemi Üye


Mesaj Sayısı: 15
Katılım Tarihi: 02.11.21

Uyarı seviyesi 0

SEPETÇİ İLE ZENGİN ADAM
Vaktiyle bir ülkenin bir şehrinde bir sepetçi adam yaşıyormuş. Bu sepetçi sabahtan akşama kadar dükkânında sepet yapmakla uğraşırmış. İşine saygı duyar, en ucuza satacağı sepetleri bile büyük bir özenle hazırlarmış. Bundan dolayı yaptığı sepetler çok sağlam ve dayanıklı olurmuş. Başka şehirlerden, kasabalardan, köylerden onun yaptığı sepetleri almak için dükkânına gelenler bile varmış. Bu sepetçi yalnız salı günleri dükkânında bulunmazmış, çünkü salı günleri o şehirde pazar yeri kurulurmuş ve sepetçi pazarda sergi kurar, sepet satarmış.

Bir gün sepetçi dükkânına çok zengin bir adam gelmiş. Zengin adam sepetçiden işlemeli, süslemeli, rengârenk boyalı, dünyada bir eşi ve benzeri yapılamayacak güzellikte üç tane sepeti üç ay içinde yapmasını istemiş. Sepetçi ise, istenen özelikleri taşıyan üç sepeti üç ay içinde tamamlayabileceğini, fakat bunun için üç yüz altın istediğini söylemiş. Zengin adam istediği parayı fazla bulduğunu söyleyince sepetçi: “ Aslında üç yüz altını emeğimin karşılığı olarak istiyorum. Daha sırada birçok sipariş var, bunları ertelemem lazım. Ayrıca yeni siparişler gelebilir. Bu üç ay içinde pazara çıkmamam gerekir. Siz de takdir edersiniz, pazara çıkmamak kazancımın önemli bir kısmını kaybetmeme neden olacaktır “ deyince zengin adam sepetçiye hak vermiş ve ücretin yarısını peşin ödemiş. Sepetleri alırken kalan yüz elli altını ödeyeceğini söyleyip gitmiş. Sepetçi gündüzlerine gecelerini de katarak uğraşmış, göz nuru dökmüş. Sağlam ve incecik sazları birbirinin üstüne örmüş. Bunların üzerlerini resimlerle, boyalarla süslemiş. Bu arada neden pazara çıkmadığını soranlara durumu anlatmış. Sipariş için gelenlere de sürenin sonunda tekrar uğramalarını söylemiş.

Sonunda, üç aylık süre dolmuş. Sepetçi, zengin adamın geleceği günden bir önceki gün sepetlerin yapımını tamamlamış. İkindi vaktine doğru kahveye çay içmeye gitmiş. Kahvede zengin adamın sabaha karşı öldüğünü öğrenmiş. İyiliksever, dürüst bir tüccar olarak tanınıyormuş. Sepetçi onun nerede oturduğunu öğrendikten sonra üzgün bir şekilde dükkânına geri dönmüş. Yarın olmuş, öbür gün olmuş, aradan bir hafta geçmiş. Sepetleri arayan soran olmamış. Bu arada sepetçi eskisi gibi sepet yapmaya, pazara çıkmaya başlamış ama dükkânının bir köşesinde duran üç sepeti gördükçe bir düşüncedir alıp gidiyormuş.
“ Sepetleri adamın evine götürsem karısı, oğlu, kızı vardır, yüz elli altın ödeyip alıverirler belki. Sepetleri biraz ucuza başkalarına satmaya kalksam, gelirlerse bu dükkana, sepetçi, bizim üç sepet hani? Bak bu torbada yüz elli altın var. Ver sepetleri al paranı derlerse, ben ne yaparım? “ Bakmış bu böyle olmayacak bir sabah sepetleri bir çuvala koymuş, zengin adamın konağına gitmiş. Sepetçiyi konakta zengin adamın üç oğlu karşılamış ve olanları öğrenince çok şaşırmışlar. Gençler, babalarının işlerine yardımcı olduklarını ve onun kendilerinden gizli saklısının bulunamayacağını, sepetlerin gerçekten güzel olduğunu fakat yüz elli altın verip bunları almalarının mümkün olmadığını, babalarının sepetleri üç yüz altına alıp da ne yapacağını bilmediklerini söylemişler. Bunun üzerine sepetçi sepetlerini alarak dükkânına dönmüş.

Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Bu zaman zarfında üç sepetin hikâyesini duyan pek çok kişi sepetçinin dükkânına gelip sepetleri görmüş ve çok beğenmiş. Sepetçi üç sepet için yüz elli altın istediğinden kimse sepetleri almaya yanaşmamış. Bir gün o ülkenin padişahı ününü duyduğu üç sepeti görmeye gelmiş. Sepetlerin güzelliğine hayran kalan padişah yüz elli altın ödeyip sepetleri almış. Zamanla üç sepetin ünü dünyanın birçok ülkesine yayılmış. İmparatorlar, krallar, prensler.. Padişahtan üç sepeti alabilmek için yarış içine girmişler. Sepetçi bir kralın padişaha üç sepet için on bin altın teklif ettiğini duyunca hayretler içinde kalmış. Sepetçi yapmış olduğu sepetlerin bu derece ünleneceğini ve bu kadar pahaya çıkacağını beklemiyormuş. Bu durumun nedeninin sepetlerin çok güzel olmasının yanı sıra onların meydana geliş hikâyesindeki değişik şartların ve zengin adamın üç sepeti neden yaptırmak istediği sorusunun bir türlü cevaplandırılamamasının etkili olduğunu biliyormuş.

Günlerden bir gün zengin adam sepetçinin rüyasına girmiş ve üç sepeti, üç oğluna hediye olarak yaptırdığını söylemiş. "Oğullarım evlenirken, sepetleri altınla doldurup düğün hediyesi olarak verecektim." demiş. Sepetçinin, canım efendim, tanesi yüz altına özel sepet yaptıracağınıza, benim dükkandaki beş altınlık güzel sepetlerden neden almadınız, sorusuna zengin adam şu cevabı vermiş: " Zenginliğim fark edilsin, herkes tarafından bilinsin istedim. Ben altınları normal bir sepete koysaydım zenginliğimin ne kıymeti kalırdı? Altınların konacağı sepetler de altın gibi kıymetli olmalıydı."

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Bu Hikayenin Bulunduğu Gazeteler:
Mersin Tercüman Gazetesi - Yayın Tarihi: 23-4-2007
Önce Vatan Gazetesi - Yayın Tarihi: 25-1-2009
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 9-3-2016
Konya Pusula Haber Gazetesi - Yayın Tarihi: 9-3-2018

Gazeteler, internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.


 
Atlanilacak Forum:
Forum powered by fusionBoard
menu_information.png Bu Başlığı Paylaş
URL:
BB Kodu:
HTML:
menu_information.png
Köçek Kömü Köyü